
Bir varmış, bir yokmuş; aç ayı ormanda bal arıyormuş, ormanın derinliklerinde dolaşırken bir meskenden gelen hoş kokuları almış. Kokular onu meraklandırmış, peşinden gitmeye karar vermiş. Ayı, kokuların izini sürerek bir konutun camına kadar gelmiş. Camın önünde bir ocak olduğunu görmüş ve orada pişen lezzetli yemeklerin kokusu burnuna dolmuş. Açlıkla karışık bir heyecanla camın içine bakmış.
O sırada meskendeki aile, ayının varlığını fark etmemiş. Fakat bir mühlet sonra, yemeklerinin ortadan kaybolduğunu fark etmişler. Annesi, “Bizim yemeğimiz nereye gitti?” demiş. Oğlu Hasan’a dönerek, “Hasan, sen mi yedin yemeği?” diye sormuş.

Hasan şaşkın bir biçimde, “Yok anne, ben yemedim” demiş. Annesi eşine dönmüş, “Sen mi yedin?” diye sormuş. Eşi de yemediğini söyleyince, gözleri kızına çevrilmiş. Annesi, “Sen mi yedin, kızım?” demiş.
Kızı da pak bir sözle, “Hayır anne, ben de yemedim” demiş. Aile birbirine bakarak ne yapacaklarını düşünmeye başlamış. Tam o sırada anneleri dolaptan yemeği çıkartıp tekrar ısıtmaya karar vermiş.
Yemeği ısıttıktan sonra, birden aile fertleri camda ayıyı farketmişler, ayının yediğini anlamışlar. Korkmuşlar geri çekilmişler camdan, ayı olağanda konutların olduğu yere gelmezmiş. Çok acıktığı için akşamın karanlığında geldiğini anlamışlar. Ayıya bağırmadan onu korkutmadan fener tutarak kaçırmayı başarmışlar, daha sonra ayı yesin diye kapıya yemek bırakmışlar. Ayı afiyetle tavuklu pilav ve yaprak sarması yemiş, gözden kaybolmuş. Aile bu halde hayvanlara dostluk sevgi ile yaklaştı ve çocuklarına paylaşmayı öğretti hem eğlenceli hemde hoş bir anı oldu.
