Bir zamanlar, derin ormanların kalbinde saklı bir büyük sır vardı. Burada yaşlı cadı, yıldızlı geceye karşı çalışan nadide bitkileri toplar, bu bitkilerden muhteşem iksirler meydana getirirdi. Günlerden birinde ormanın sınırında yaşayan bir adam talepkâr bir yüzle gelmişti. Eşi hastaydı; bu yüzden umutsuzca bir mucizeye ihtiyaç duyduğunu söylüyordu. Cadı, talebini dinledikten sonra parlak maviden bir sıvı doldurduğu küçük bir şişe uzatıp, adamdan eve götürmesini istedi. Adam, güvenle iksiri içmesi için eşine götürdü ve güzel umutla beklemeye başladı.
Fakat zaman geçtikçe durum kötüleşti. Adam, yanıt alamayınca tekrar cadının yolunu tuttu; öfke ve şaşkınlık karışımı bir sesle neden böyle bir şey yaptığını sordu. Cadı ise yüzünde pişmanlık belirten bir ifadeyle hesap hatalarını kabul etti ve doğru karışımı bulmak için kolları sıvadı. Bu kez kırmızıyla parlayan bir sıvı hazırlayarak adamın eline tutuşturdu. Ancak kalbi kötü niyetle atıyordu; iksir de zararlı bir formdaydı ve kadının durumu daha da ağırlaştı. Adam çaresizce ağladı; sevdiği kadının ölümle burun buruna geldiğini gördü.
Tam o anda, pencereden içeriye süzülmüş küçük bir peri, adeta ışık dolu bir melek gibi gülümsüyordu. Minik kanatlarıyla odanın üzerine huzur serpmişti; veliçe nazikçe kadının başını öpüp sevgiyle dokundu. Perinin sıcaklığı ve saflığı, adamın içindeki üzgünlüğü ve iyiliği hemen fark etmişti.
Peri, iyiliğin gücüyle harekete geçerek kadının sağlığına kavuşmasını sağladı; kötü niyetle hazırlanan iksirler etkisiz hale geldi ve kadının gözleri yeniden açıldı. O an, sevgi dolu kalbin ve samimi niyetin büyüsüyle, umutsuzluk yerini umutla doldurdu. Cadının planı bozulmuş, kötü niyetli bir iksire dönmüş olan yolculuk, küçük bir peri sayesinde gerçek yüzüne vurmuş ve aileye yeniden sağlıklı günler getirmişti.