Sevgili günlük, bugün annemle babam ayrılalı bir yıl doldu. Kendime söz vermiştim ki, bu konuyla ilgili duygularımı uzun uzun yazacağım. İşte sözümü yerine getiriyorum. Baharın ilk ışıklarıyla hatırlıyorum; hanımellerinin kokusu evimizin önünde açıp saçtığı neşeyi sana hatırlatırdı. Okula gidip eve geldiğimde, yuvama adımladığım ilk ses, o koku olurdu.
O sabah, annem ve babam bana boşanacaklarını söylemişlerdi; artık üçümüzün aynı evde yaşayamacağını belirttiklerinde dünya başıma yıkıldı adeta. Göğsüm sıkıştı, gözyaşlarım durmaksızın aktı. Üzgündüm ama aynı zamanda öfkeliydim; neden olduğunun farkında değildim. Evimizde artık kahkahalar gezinmiyordu, ama her şey yoluna gidecek gibi görünüyordu.

Babam valizleri toplarken hanımeli kokusunu bile artık sevmez oldum. Eve her adım attığımda, boşanmayı hatırlar oldum. Arkadaşlarımla daha çok vakit geçirir, annem ve babamla konuşmayı azalttım. Sonra Zeynep’in annesiyle babası da boşanmıştı; o çok neşeli kız, bana şöyle dedi: “Onların ayrılması, senin de ayrıldığın anlamına gelmez ki.” Bu cümleyi uzun süre düşündüm.
İçimdeki kapanıklık zamanla yumuşadı. Annemle geçirdiğim günler çoğaldı, babamla gezintilerimiz ve kitaplarımız başladı. Arada sessizliğe bürünen anlar olsa da, onun nasıl sevdiğini fark etmeye başladım. İçimdeki sevgi ve güven, aynı anda, aynı yerde olmamıza gerek olmadığını öğretti bana: mesafeler, duyguları azaltmaz.
Bir yıl geçti ve ben şimdi geriye baktığımda, eski hâlimdeki benliğe şöyle demek istiyorum: üzülme; her şeyin daha iyiye gideceğini bil. Annem ve babam hayatımda oldukları sürece, bana olan sevgileri değişmedi. Bu hafta sonu, babam beni almaya geldiğinde, kapının önündeki hanımelinin kokusu yine beni sarıp sarmaladı. Bahar tekrar gelmişti; yüreğimde umutlar yeşeriyordu. Şimdilik bu kadar yazabiliyorum. Babam beni alacak ve birlikte sinemaya gideceğiz; hatta küçük bir sürprizim var: hanımelinden kopardığım bir dalı kurutarak kitap ayracı yaptım ve ona hediye edeceğim.