İslam öncesi Arap toplumunda doğan Hz. Muhammed, Mekke’de dünyaya gelen ve gençlik yıllarından itibaren güvenilirliğiyle tanınan bir simgeydi. İnsanlar onu sık sık El-Emin olarak çağırırdı; çünkü adaletli ve sözünde duran bir kişiliğe sahipti. Dağ eteklerinde mola verirken sessiz düşüncelere dalar, insanlar arasındaki eşitsizlik ve adaletsizlik konularını kendi kendine sorgulardı. Bu uzun arayış, ona vahiyleri ileten melek Cebrail ile karşılaşmasıyla sonuçlandı.

Melek, Allah’ın mesajlarını Muhammed’e iletmeye başladı ve bu sayede insanlar için bir yol gösterici olan İslam’ın temelleri atıldı. Hz. Muhammed, bu öğretileri dikkatle dinledi ve onları çevresine aktarmaya başladı. Böylece adalet, eşitlik, merhamet ve yardımlaşma gibi değerlerle şekillenen yeni bir din doğdu. Başlangıçta Mekke halkının tümü bu mesajı benimsememiş olsa da, zaman içinde Medine’de İslam güç kazandı ve çeşitli topluluklar bu öğretiyi benimsediler.

Aylar geçtikçe, Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği ahlak kuralları ve İslam’ın temel prensipleri daha geniş kitlelere ulaştı. İnsanların tek bir yaradan inancını benimsemesi, kardeşçe bir yaşam sürdürme düşüncesi ve adaletin sosyal hayatta merkezi bir rol oynaması, İslam’ın evrensel mesajı haline geldi. Kur’an-ı Kerim’in bir derlemesi olarak toplanan bu bildiri, Müslümanlar için rehber niteliğini koruyor ve Hz. Muhammed’in hayatı ile öğrettikleri, milyonlarca kişinin yaşamında yön belirleyici olmaya devam ediyor.