Köyün sınırında yer alan esrarlı orman, Ombrook’un karanlık hatıralarında “Kara Orman” olarak anılmaya devam eder. İnsanlar, derinliklere indikçe karşılaştıkları gariplikler ve korkunç olaylarla yüzleşip çoğu kez geri dönememediğini anlatırdı. Efsaneye göre bu yerin içinde dolaşan varlık, Gözleri Olmayan Adam olarak bilinir ve geceleri gölgeler arasında kaybolur, köylüleri korkutmak için ilerlediğini iddia eden insanların peşine düşerdi.
Çocuklar bu sözlü masalları heyecanla dinlerken, büyükler onların yalnızca korkutmak için uydurduğunu söylerdi. Ancak cesur birkaç genç, bu söylentiyi kendi gözleriyle kanıtlamak için Kara Orman’a girmeye karar verirler. Birlikte çıktıkları gece, havanın sertleştiğini, rüzgarın uğultusu artarken, ormanın içindeki izleri kaybolmuş hissiyle ilerlediler.
Derinlere doğru ilerledikçe soğuk yüzünü gösterdi orman ve çocuklar yalnız olmadıklarını anladılar; uzakta yankılanan uğultulu kahkahalar onları sarsıyordu. Ardından ağaçların içinden, gözleri olmadan ilerleyen bir siluetin hızlı adımlarla yaklaştığını gördüler. Korkuyla kaçmaya çalışsalar da bu yaratık onları adeta havada sıkıştıran bir hızla kovaladı. Gözleri olmayan Canavar’ın yüzünde gerçekten de gözlerin olmadığını görmeleri, onları daha da tedirgin etti.
Sonunda nefes nefese köylerine geri döndüler ve yaşadıkları dehşeti paylaştılar. Ancak bu deneyim, bazı köylülerin zihninde yaşayan efsanenin gerçek olabileceğine dair kuşkuları kaldırdı. Kara Orman, artık sadece bir masal değil, karanlık bir gerçeklik olarak kabul edilirdi; çünkü ormanda kaybolanların sayısı arttıkça, bu karanlık varlığın varlığı daha çok konuşulurdu.
İlerleyen yıllarda köydeki insanlar, karanlık alanlarda yenilmesinin imkânsız olduğuna inandıkları bir korkunun içinde yaşamaya devam ettiler. Gözleri Olmayan Canavar’ın gölgesi, sadece efsanelerle sınırlı kalmak üzere zihinlerde kaldı ve kimse ormana yaklaşmaya cesaret edemedi.
İki yıl sonra yaşam bir kez daha garipleşti: bazı komşular gece yarısı kayboldu ve geri dönmedi. Yapılan inceleme, kaybolanların son görüldüğü yerin Kara Orman olduğunu gösterdi ve bu durum, köylüyü yeniden korkutacak dedikoduların tohumunu ekmiş oldu.
Yaşlılar, Gözleri Olmayan Canavar’ın artık orada yaşamadığını ve belki de bu efsanenin son bulduğunu düşünürken gençler, karanlık ormanın içindeki tehlikeyi hâlâ hissediyorlardı. İkinci bir grup cesur genç, bu kez kaybolanların izini sürmeye karar verdi ve benzer bir yolculuğa çıktı.
Derinliklere indikçe sessizlik ağırlaştı, ama beklenmedik bir ışık onları açık bir açıklığa götürdü. Ormanın ortasında eski bir ağaç dev bir gövdeye dönüşüyor, onun içinden gizli bir mağara çıkıyordu. Gençler mağaraya girdikçe antik bir tapınakla karşılaştılar ve kapılar arasındaki esrarengiz hava yüze vurdu.
Tapınağın içinde, Gözleri Olmayan Canavar’ın hayaletinin gölgesini gördüler; bu kez gözleri eksik olmayan bir figür onları selamladı. “Ben Gözleri Olmayan Canavar değilim. Ben bu ormanın koruyucusuyum,” dedi o kişi. Köylerin güvenliğini sağlamak için burada olduğuna vurgu yapan koruyucu, ormanın dengesini bozmanın bedelinin kaybolanlar tarafından ödendiğini belirtti.
Gençler, evlerine döndüğünde bu karşılaşmayı köylerine yeni bir hikaye olarak anlatmaya başladılar. Artık Kara Orman, ziyaretçiler için suçluluk ve saygıyla anılan bir yerdi; oraya girmek isteyenler önce bu koruyucunun varlığına saygı göstermek zorunda hissediyordu.
Ve böylece kasaba, Gözleri Olmayan Canavar’ın gerçekte ormanın koruyucusu olduğuna inandı; korku efsanesi, köyün içinde bir sır olarak yaşamaya devam etti.

