Bir gün uzak bir vadide, kuyunun başında susuzlukla kıvranan bir tilki vardı. Kendini kurtarmanın tek yolunu biliyormuşçasına, başına gelen bu uğursuz durumu nasıl lehine çevirebileceğini düşündü ve etrafa bakındı.

Kuyu kenarında susuzluktan titreyen teke, içeriye düşmenin eşiğindeyken tilkinin sözlerini dikkatle dinledi. Tilki, merakla konuştu: “Büyük bir kuraklık kapıda; gerçek anlamda susuzluk çoğu canlının sonunu getirecek. Bu durumu görmezden gelmek akılsızlık olur. Burada temiz ve tatlı su var; kuraklık boyunca da tükenmez sanıyorum.” Son cümlesini pek bir vurguyla söyleyince, teke bu sözlere kapıldı ve su ihtiyacını gidermek için kuyunun derinliklerine atladı. İçeri girer girmez acıkmış ve susuzluğunu giderecek kadar su buldu.
Susuzluğunu gideren teke geri çıkmak için gayretle kıpırdı; ancak tilki, onu beklerken rahatça ortaya çıktı. “Önce ben çıkayım,” dedi ve hemen keçinin omzuna atlayıp boynuzlarını basamak yaparak kuyunun dışına çıktı. Teke de çıkmak istediyse de artık çok geçti; tilki durmaksızın onu aşağı çekmek için söz verdi: “Şimdi benim çıkışımı gör, sonra seni çıkarayım.”
O anda tilki, teke için şu uyarıyı fısıldadı: “Öyle aptalca beklemek yerine, kuyunun kenarında düşünmelisin; riskli anlarda acele etmek sana zarar verir.”