Bir gün Nasreddin Hoca, köydeki pazar yerine gitmek için hazırlanıyordu. Pazarda herkes, Hoca’nın komik hikayelerini dinlemek ve onunla sohbet etmek için sabırsızlanırdı. Ancak bu kez Hoca, bir çuval alıp pazara sessizce gitmeye karar verdi. Çuvalın içinde ne olduğunu kimse bilmiyordu ve bu durum köylüleri oldukça meraklandırdı.
Pazara vardığında, herkes Hoca’nın yanına toplandı. Bir köylü, “Hoca, o çuvalda ne var? Bize de göster!” dedi. Hoca, çuvalını yere koyup gülümseyerek, “Bu çuvalda çok önemli bir şey var. Ama kimseye göstermem,” dedi.
Köylüler daha da meraklandı. Bir başkası, “Hoca, bari bize biraz ipucu ver,” dedi. Hoca, “Bu çuvalda hepimizin sahip olduğu ama kimsenin tam olarak kontrol edemediği bir şey var,” diye cevap verdi.
Köylüler düşünmeye başladı. Kimisi, “Para mı?” diye sordu. Hoca güldü, “Hayır, para değil!” dedi. Bir diğeri, “Zaman mı?” dedi. Hoca yine başını salladı, “Hayır, o da değil!” dedi.
En sonunda Hoca, çuvalın ipini çözüp ağzını açtı. Çuval bomboştu! Köylüler şaşkınlıkla baktı. Hoca gülerek, “Bu çuvalın içinde merak vardı! Siz merak ettikçe çuval dolmuş gibi göründü. Ama aslında, merak sizin içinizdeydi,” dedi.
Köylüler, Hoca’nın zekasına ve esprili yaklaşımına hayran kaldı. O günden sonra, Nasreddin Hoca’nın “merak çuvalı” köyde herkesin diline dolandı. Herkes, merakın aslında ne kadar güçlü bir şey olduğunu ve öğrenmeyi tetikleyen bir güç olduğunu anlamıştı.