Bir seyyar satıcı, deniz kenarında tuzun daha ucuz olduğuna dair duyumlar alınca yolunu oraya çevirir. Dönüp aldığı tuzları eşeğine yükler ve yola koyulur; taşın ağır loadu nedeniyle hayvan zorlanır. Vardığı nehir kıyısındaki patikadan geçerken eşeğin ayağı bir anda kayar, üst üste düşen tuz torbaları suya karışır ve kısa sürede erir. Yüklü halde ilerleyen eşeğin yükü hafifler; bu olay sahibini üzse de, eşek sürpriz bir kıvraklıkla yoluna devam eder.

Birkaç gün sonra satıcı denizden tekrar tuz almak üzere geri döner. Önceki kaybı hatırında olacak ki bu kez daha fazla tuz alır ve yükün ağırlığı daha da artar. Yine aynı patikadan geçerken, eşeğin aklına o talihsiz an geldi ve alaycı bir tökezleme ile kendini suya atar. Tuzlar suda eriyince yük yeniden hafifler gibi görünse de gerçekte bu yöntem sürdürülemezdir. Satıcı zarardan kaçınmak için yeni bir fikir düşünür; bu kez sünger alır, tuz kadar ağır değildir fakat yine de yükün ağırlığından kurtulmayı düşünür. Eşek sudan çıktıktan sonra yola devam ederken yük ağırlaşır ve adeta yükün ağırlığı belini büküp kulağını düşürür; öyle ki belinin yere değdiği sanılır.
Sonunda, yükün altında ezilen eşeğin durumu her geçen gün daha kötüleşir. Sahip, bu yaman tuzakları görmek için yalnızca saatlerce bekler; lakin gerçekler ortada durur: kurnazca planlar, kısa süreli kazanımlara yol açsa da sonunda zararı büyütür ve hayvanın dayanılmaz ağırlığıyla birlikte umutlar da yıkılır.