Bir zamanlar, huzurlu ve işini bilen bir çoban vardı. Sabahları köyün koyunlarını toplar, onları ormanın serin gölgelerinde otlatırdı. Boş zamanlarındaysa aklını oyunlara kaptırır, kendi kendine küçük planlar kurardı. Günlerden birinde sıkıntı duyan çoban, köy meydanına doğru koşarak bağırmaya başladı: imdat! kurt geldi, koyunlar parçalanıyor.

Köylüler hızlıca toplanıp koyunları kontrol etmek üzere yola çıktılar; fakat tek fark, kurtun gerçekten var olduğuna dair hiçbir iz bulunmamasıydı. Herkes çobanın yüzüne bakarken, o da kahkahalarla kendini kahkahalara boğdu ve şöyle dedi: “Sadece bir oyun için söyledim, korkutmaya çalıştım.” Köylüler bu kez kızgın olsa da geri dönüp kendi işlerine döndüler.
Bu olaydan sonra çoban yeniden sıkıldı; yine aynı sahne tekrarlanmış, köylüler yine kendilerini sahte bir tehditle karşı karşıya bulmuşlardı. Bu sefer kimse inanmadı; çoban ikna edemediği gibi kimseyi yanına çekemedi.
Bir süre sonra gerçekten tehlike ortaya çıktı: kurt, sürüyü gerçek anlamda baskılamaya başlamıştı. Çoban içinden yalvarırken, köylüler yine de onu ciddiye almadılar ve olanların korkusunu paylaşamadılar. Sonunda gerçek tehlike karşısında yalnız kalan çoban, memnûn görünüşlü ama acımasızca parçalanan hayvanların bulunduğu yatakla karşılaştı.
Bir ders olarak çocuklar, yalancı olmak sadece başkalarını değil, kendinizi de tehlikeye atar. O yüzden başkalarını kandırmaya çalışmak yerine dürüstlük ve güvenilirlik üzerine kurulu davranışlar sergilemeliyiz. Yalan söylemenin sonucu asla olumlu değildir ve sonunda sizi yalnız bırakabilir.