Bir kentin kenarında, hayalleriyle yaşayan küçük bir kız vardı. Adı Aslı idi ve zarif kalemiyle kağıda dünyalar çizmeyi çok severdi. Günlerinin çoğunu yeşillikler arasında geçirir, doğayı seyrederken kendi şehrini tahtadan madalyon gibi tasarlar ve sayfaya dökerdi.

Nine yaşındaki hayalleriyle büyüyen Aslı, çevresindekilerin sıkça sorduğu “Büyüdüğünde ne olmak istersin?” sorusuna hep aynı yanıtı verirdi: “Ünlü bir mimar olmak.” Bu sözleri söylerken gözleri parıldar, yüreği adeta çelik gibi sağlamlaşırdı.

Bir gün şehrin merkezine gelen bir ekip mimar, Aslı’nın çizimlerini gördüğünde büyülenmişti. Park için bir tasarım fikri üzerine konuştular ve genç yeteneğin bu projeye katılmasını teklif ettiler. Aslı için bu, hayallerine giden kapının aralanmasıydı; heyecanla onların yanına koştu ve birlikte çalışmaya başladılar.
Çalışmalar başladığında çocuklar için oyun alanları, renkli çiçeklerle dolu bahçeler ve dinlenme için sakin köşeler tasarlandı. Aslı, planlar geliştikçe içindeki ışık daha da güçlendi ve her adımda daha da çok motive oldu.
Park tamamlandığında şehirde bir tören düzenlendi. Halk, Aslı’nın azmi ve yeteneğini coşkuyla alkışladı. Kendini bulduğu bu işte ilerledikçe, Aslı giderek daha çok tanınan bir mimar oldu ve bu minik parka adadığı emek onun ilk başyapıtı olarak hep hatırlanacaktı.
Bu masal, Aslı’nın hayallerinin peşinden giderken başkalarına ilham veren yolunu anlatır: Ne olmak istiyorsan, onun için çalış ve asla pes etme!