Bir akşamüstü Nasreddin Hoca’nın konukseverliği ve eşsiz misafirperverliğiyle tanışan mahalle, onun evinin sıcak ve samimi havasını da içine çekmişti. Hoca’nın kapısını çalan her kapı aynı sıcaklığı bulur, sofraya oturulup kalkana dek herkes için bol bol paylaşılırdı.

Komşusu, aynı bahçeye bakan iki evin sahibiydi ve bu yüzden Hoca’nın evine giren çıkan herkesi duyup görürdü. Hoca bir türlü kendi eşyasını tam kullanmaya başlamadan önce komşunun kapısını çalıp ödünç istemesiyle meşhurdu. Bir gün sofraya kurulmadan önce komşu kapıya dayanır, “Bir şeyler getirir misin?” diye sorardı. Hoca ise “Belki sana geldi. Belki de sana gelmedi” diye espriyle karşılık verir, kapıyı kapatırdı. Ancak komşu yılmazdı; kapıyı yeniden çalar, “İpini ödünç verir misin?” diye sordu yine, ve Hoca bununla da başa çıkmayı denerdi: “İpe un serdim, veremem.” dedikçe komşu her defasında bir yol bulurdu.

Bir gün komşu, elinde tavşanla geri döndü ve “Bu tavşanı hanımlarımız için pişirir, hep beraber yeriz” diyerek sofraya dahil olmak istedi. Hoca’nın evi misafirlere dolup taşarken, komşu da içeri girer girmez yanında büyük bir kalabalıkla onları rahatsız ederdi. Hoca durumu korudu ve misafirleri nazikçe ağırladı. Gelenler, Hoca’nın evinde ne bulurlarsa tüketseler de sofrada ancak suya ekmek banarlardı. Günler geçtikçe komşu, Hoca’nın yemekten nasıl pay alacağını merak ederek yeniden kapıyı çaldı ve evin her yerinde kendine yol buldu. İfoldü, Hoca’nın evinde gördüğü davranış, komşunun içindeki açgözlülüğü daha da körüklüyor, her defasında hangi eşyayı ya da hangi şeyin doğurduğunu görmek için geliyordu.
Bir gün Hoca, komşunun gözüne bakıp yeni bir plan kurdu. Komşunun kazanı üzerinde düşüncelerle yürürken, önce küçük bir tencereyi ödünç olarak istedi. Komşunun heyecanı artarak daha da ileri gitti ve Hoca’nın hanımına, “Bu tavşan evde doğurdu” diyerek oyunu ileri taşıdı. Böylece komşu, kazanları, tencereleri ve doğan şeyleri peş peşe kaptı; fakat her defasında Hoca’nın evinde hiçbir şey karşılıksız kalmadı.
En sonunda komşu, “Kazan mı öldü? Nasıl olur?” diye sordu. Hoca cevap verdi: “Kazan doğurdu da ondan öldü mü sandın? İnsanlar da doğurur; ama bir canlı için ölüm beklenmez.” Bu sözler, komşunun cimriliğini daha da büyümesini beklerken Hoca’nın mizahı ile kapandı. Zamanla komşunun açgözlülüğü fark edildi ve o günden sonra kimse komşunun cimriliğini unutmadı. Ancak bu öykü, yüzlerce yıl boyunca dilden dile yayılarak, Nasreddin Hoca ile komşusunun hikayesini unutulmaz bir ders haline getirdi.