Bir köyün tam ortasında yükselen, yapraklarıyla geceleri adeta yıldızlar sergileyen bir zeytin ağacı vardı. Gündüzleri çocuklar onun gölgesinde oyunlar kurar, yaşlılar ise tecrübelerini paylaşırdı. Ancak en büyüleyici anlar, geceleri geldiğinde yaşanırdı. Yapraklar arasından salkım gibi parlayan minik ışıklar, aslında geceleyin görünen ışık böcekleriydi. Köy çocukları bu ışıkları gördüğünde onlara yalnızca gökyüzünden düşen ışıklar olmadığını anlar, yıldızlar gibi parlayan böceklerin küçücük elliyle köyde bir araya geldiklerini hissederlerdi. Timur adında dört yaşında neşeli bir çocuk, bu ağacı ve gecelerin ışıltısını çok severdi. Pencereden dışarı bakıp ışık böceklerinin dansını izlemek, onun en güzel alışkanlığı hâline gelmişti. Bir akşam annesi ona, ışık böceklerinin her gece neden oraya geldiklerini anlattı: Bu küçük yaratıklar, dostluk ve dayanışmanın gücünü hatırlatmak için toplanıyorlardı. Biz birlikte olduğumuzda daha güçlü olduğumuzu gösteren bir mesaj taşırlardı. Timurluklar, bu paylaşımı kutlamak için ertesi gün herkesle el ele tutuşup zeytin ağacının altında toplandı ve ışık böceklerinin parıltısını birlikte izledi. O günden sonra köydekiler dostluğun ve birlikteliğin değerini her vesileyle hatırlar oldular. Zeytin ağacı, bu anılarla daha yeşil, daha canlı hissedilen bir simgeye dönüştü. Birlik ve ortak çalışmanın büyüsü her gece ışık böceklerinin ışıltısında kendini gösterdi. İşte bu yüzden, köy her akşam ayrı bir parıltıya büründü ve çocuklar, birbirlerine yardım etmenin gücünü kalplerinde taşıdı.