Köyün yakınında, zeki ve naif bir çocuk olan Keloğlan yaşarmış. İnsanların kel başına güldüğü anlarda bile içten gelen iyimserliğini kaybetmezmiş. Bir gün köyün etrafında dolaşan devin sorun çıkardığını öğrenmiş ve onu durdurmak için hareket etmiş. Devin güçsüz noktasını saptamış; hazine avucunun içindeki tek gücü gibi görünse de paylaşmaktan kaçınan bu devi ikna etmek için plan kurmuş. Devin sakladığı servetin peşine düşüp onu ormana çekmeye karar vermiş. Ertesi sabah, devin saklandığı mağaraya gizlice girmiş ve hazinenin varlığını keşfetmiş. Hazineyi sallayarak devin uyanışını sağladığında, karşısında devin kendisiyle hesaplaşacağını görmüş. Ancak Keloğlan korkusuzca konuşarak devle sohbet etmeye başlamış. İnsanların köyde aslında iyi yürekli olduğunu ve dev onlara nazik davrandığında onların da dost olabileceğini söylemiş. Dev önce şaşırmış, ardından kararını vermiş ve köyü rahat bırakmaya karar etmiş. Böylece Keloğlan, zekâsı ve iyi niyetiyle hem devin hem de köyün güvenliğini sağlayarak kahraman olarak anılmış. Köylüler, onun adını duyunca sevinçle kutlamış ve o günden sonra huzurlu bir yaşam sürmüşler. Keloğlan’ın maceraları, zekânın ve cesaretin bazen kuvvetten daha etkili olduğunu hatırlatır; çocuklara eğlenceyle birlikte önemli dersler de verir.
