Bir zamanlar sakin ve minnettar bir köy vardı. Herkes mutlu, herkes güvende, kimsenin derdi yoktu. Ta ki faresiz bir gün, köyün etrafını sarmaya başlayana dek. Sorun büyüyüp köyün her yanını sardığında, önlem almak için toplandılar ve köyün liderine seslendiler. Ancak yılların tasasızlığı yüzünden başkan da ne yapacağını bilemez hâle gelmişti. En akıllılar bile düşüncelerini paylaşmaktan çekiniyor, herkes çaresizlik içinde kıvranıyordu. Farenin çoğalmasıyla köyün yolu güvenliğini de tehdit eder hâle gelince, umutlar azalıyor, panik çoğalıyordu.
Bir gün kapıyı çalan genç bir kavalcı çıktı karşılarına. Elinde ince kamışından yapılmış bir kaval vardı ve kendinden emin adımlarla içeri girdi. Köylülerin şaşkın bakışları arasında, ona güvenen başkan hemen bir karşılık istedi. Kavalcı söz verdi: “İşin tamamını hallederim; tek şart köyüm olmayan bir bedel.” -Yüz altın, dedi. Başkan bu teklife güldü; “Elbet bu işte başarılı olamayacaklar.” diye düşündü ve öyle kabul etti.
Ertesi gün köy meydanı doldu taştı; kavalın sesine kapılan fareler ve köylülere karışan bir neşe her yeri sardı. Usta kavalcı, yayıp yayına yayılan ezgilerle fareleri köprüye doğru sürükledi. Köprünün altına yönelen hayalet misali fareler ırmağa düşüp boğuldu. Köy tekrar özgürleşti ve sevinçleri uçuştu. Ancak kavalcı, başkana ağır bir hatıra bıraktı: yüz altınlar bizim olmadı. Başka birinin bu parayı talep etmesine şaşırdı; karşısında kınayan bir öfke buldu. “On altını al ve git,” dedi başkan, uydurma bir yalan gibi gelen bu tepkiyle.
Kavalcı, intikamına kaldığı yerden devam etti; ertesi gün köy meydanında yeniden çalmaya başladı. Ama bu kez çocuklar büyülenip ardına düştü; köyün kutlaması bitti ve herkes şaşkınlık içinde kaldı. Başkanın oğlu da bu dönüştürücü süreçte yer aldı; oğlunun da çocuklar arasında olduğunu görmek bile onu acıtsa da artık çok geçti. Kavalcı, çocukları peşine takıp dağların arasına karıştı ve bir daha haber alınamadı. Bu olay köydeki insanları kendi yalanlarından ve sahte vaatlerden korudu; o günden sonra kimse yalan söylemek cesaretini bulamadı, köy tamamen temiz bir vicdanla yaşamaya devam etti.