Sıcacık bir aşk ve hüzünle başlayan bu öykü, kibar bir kızın talihsizliğini anlatıyor. Üvey annesi ve iki üvey kardeşi, Sinderella’yı çalıştırıp küçümserken kendileri geceyi eğlenceyle geçiriyorlardı. Sinderella’nin giysileri yıpranmıştı; ama kalbi pırıl pırıldı. Bir gün komşu krallığın genç prensi, görkemli bir balo düzenlemek üzere haberci gönderdi. Üvey anne ve kardeşler hemen hazırlıklara girişip kendileri için altın işçilikli kıyafetler yaptırdılar; Sinderella’dan ise baloya zorla izin istendiğinde kahkahalar yükseldi. “Bu paçavralarla mı gideceksin?” diye alay ettiler ve Sinderella’nın baloya katılmasına izin vermediler.
Balonun günü geldiğinde, evde kalan Sinderella yalnızdı; içini kemiren hasret, onu ağlatıyordu. Bu sırada komşu ülkenin nazik ruhu, onun acısını fark edip yanına geldi ve onun için sihirli bir plan hazırladı. İhtiyacı olan tek şey, büyük bir balkabağı ve on iki tireyi oluşturan farelerdi. Gücüyle balkabağını büyülü bir arabaya, fareleri ise şövalelere dönüştürdü. Ve Sinderella’ya dokundu; o anda üzerinde parlayan bir elbise, zarif bir kuşam kendini gösterdi. Üstelik gece yarısı geçmeden dönmesini söyledi; zira sabah uyandığında büyü bozulacaktı. Sinderella hızla baloya ulaştı, merdivenlerden inerken herkes ona hayran kaldı.
Prens de bu gizemli güzelliğe kapıldı ve onunla dans etmek istedi. Geceyi birlikte geçirdiler; ama Sinderella, gece yarısı geldiğinde ayrılmak zorunda kaldı. Şans eseri bir ayakkabı onun ayağından çıktı ve geriye dönmesini sağlayan tek adres olarak hatırlandı. Büyü bozulunca araba yine balkabağına, atlar da farelere dönüştü. O geceki büyüyle olan güzel anılar, sabah uyandığında geride kaldı.
Prens, balodaki kızla evlenebilmek için bir plan kurdu; elinde yalnızca ayakkabı kalmıştı ve bu ayakkabının kime uyacağını bulacaklardı. Sinderella’nın adını bilmeseler de, ayakkabının tek sahibi olduğuna ikna oldular. İlk denemelerde kimse uyumayınca, nihayet benim hizmetçi olarak gördüğüm Sinderella seçildi. Ayakkabıyı başarıyla giyince, kardeşler şaşkınlığa kapıldı. Onlar hayranlıkla alevlenen umudu taşıdılar; bu kez söz konusu olan gerçek aşkın adresi, Sinderella’nın kendisiydi.
Askerler, bu ayakkabıyı taşıyan kişinin kim olduğunu sormakla görevlendirildi. Sinderella, ayakkabıyı kolayca giydi ve Prens’in gözünde balodaki gizli kız olarak kesinleşti. Hemen saraya götürüldü ve düğün için hazırlıklar başladı. Böylece kırk gün kırk gece süren bir kutlama ile Sinderella art arda yeni bir başlangıca adım attı; geçmişteki zorluklardan uzak, mutlu bir yaşam onu bekliyordu.



