Köklü bir krallıkta, iki genç prensesin arasındaki anlaşmazlık, görkemli salonlarda yankılanırdı. Kıyafetlerin, ayakkabıların ve taçların kıskançlığıyla başlayan günler, kırgınlık ve bağırışlarla sürerdi. Kral, çocukluklarından beri süregelen bu çekişmeyi sonlandırmanın yolunu arıyordu; artık olgunlaşıp saygı ve görgüyü korumaları gerektiğini biliyordu.

Yaş ilerledikçe evlilik çağına gelen prensesler için yeni bir umut doğdu. Eskisi kadar sık çatışmasalar da, birbirleriyle olan bağlarını güçlendirdiler ve sonunda kaleyi ziyaret eden iki farklı ülkenin prensleri onları eş olarak görmek istedi. Kavgalı değil, uyum içinde bir gelecek hayalleri kurmaya başladılar; çünkü bu kez evlilikten çok beraber yürüyecekleri bir yol seçiyorlardı. Her şeyin değişmesi için bir karar anı bekleniyordu; birlikte hareket etmek, birbirlerinden ayrılmamak ve dost kalmak en büyük hedef haline geldi.

Güçlü bir ailenin ve sevgiyi paylaşan bir toplumun gözü önünde, düğün gününe doğru heyecan artıyordu. Yemekler, danslar ve içecekler; ama prensesler için en önemli an, babalarının huzurunda birbirlerine olan güvenlerini ve dostluklarını ilan etmekti. Kral, iki kızının küçüklükten beri sürdürdükleri rekabetin üstesinden gelerek, artık birbirlerine olan bağlılıklarını ve dayanışmalarını vurgulayan bir konuşma yaparken herkesle paylaştı. Bu an, prenseslerin el ele verip geçmişin kırgınlıklarını geride bırakma kararı aldığı an olarak kaydedildi.
İşte o günden itibaren, sarayın içi artık hiç eskisi gibi değil: kavgalar yerini sessiz bir anlaşmaya, düşmanlıklar sevgiye dönüştü. Prensesler birbirlerini daha iyi anladı, dostluklarını koruyarak birlikte gezmeye, öğrenmeye ve büyümeye devam ettiler. Düğün sonrası da bu kardeşlik, halk tarafından coşkuyla kutlandı ve ailesinin mutluluğu, sonraki kuşaklara anlatılacak bir masal olarak nesilden nesile aktarıldı.
Prenses Kardeşlerin Kavgası masalımız, şu anı kadar sıcak ve umut dolu bir veda ile sona erdi. Bizler de annemizi ve babamızı öpüp güzel rüyalar görmek için uykuya dalalım.